Dayê

Dayê
ez dazinim Nêha lê durim
ruyen teyi sirin u cavaten kur bê hestrin
ez dizanim havir dormên neyarin
dayê belki ez ruyê teyi sirin nebinim
belki dê nava şevi da xebera mirina min jê te ra were
belki ez ne xwadi ye gorekê bim
ku tu weri lê balgi seremin lorinan bi qiri
u jê çaveten bê eş baranan ser goramin da bibarini
dayê heviyen dêlımın he ne
negri bira çaveten baranen hêviye bêbarinin
lê ser zaroken heviye

dayê te xebera mirinam ku te stand negri dayê
derkeve kolanan u bikire lawimin nemir
hew tevli sterkên roje bu
xwa tevli zarokeki ke
ruhemin dê wida şin dibe
heviyê min dê ruyi zaroken geş dıbe
negri dayê baranen çave te bila roja şadiyê ser ruyin xake bibare
daye rab u jı ru yê xwa kenek bê hêz bifirine ezmanan
bila wek briskin evran lê xaka axe kewe
bila zarok bê hevi mezin bibin rabe daye
ne dema lorinane
bi denge xwa zelal hevi bê kire ezmanan
bila roj zorakên te germ bike
nişana jiyane lê eniya van darxine
rawe dayê

Lahit

solye bana lahit bu coğrafyanın şahidi
bu toprakların altında tarihe şahadet için gizlenen
soyle bana
ölüm nedir? bir doğa gerceğimi ölen varsa öldüren kimdir?
yüreklere sablanan bir ihanet hançerimi kabil nasıl anlar habili
söyle bana lahit

öldürmek güçmüdür yada kanunmudur
öldüren güçlüyse ölenin yazgısı neden güçsüzlük
söyle bana lahit
güçlü varsa güçsüzün yanında kim var olacak
kanlı tarih tacirleri atlarını istediği gibi koşturacaklarmı?
o zaman musa tur dağına neden çıktı?
ibrahim boşuna mı putları kırdı?
muhammede boşuna mı hira da tebliğ yapıldı?
söyle bana lahit

bu kanlı yazgı neden hep tekrar edilir?
nemrutlar neden ibrahimleri ateşe atar hep
neden hep direnmek ibrahimlere kalır
neden hep güç nemrutlardadır?
neden kabiller hep habillere saplar hançerini
söyle bana lahit

güçle zülüm eşdegermi
yaşam kanunu bunu gerektirirmi
acı ölümler talanlar ve ölümün bilemiş bıçağı neden hep güçsüzleri bulur
güç öldürmekmidir?
güç kendi gerçekliğini dayatmakmıdır
o zamam vicdan nerde kalır
söyle bana lahit

yasaklar neden vardir?
paslanmiş düşünceler neden dayatır kendini
yasaklanmiş bir dilin acısını ve ağıtlarını kim anlar
söyle bana lahit

söyle bana senki tarihe şahitlik ettin
söyle bana yüzünde binlerce yılın acısımı bu
yoksa sendemi diyeceksin
sende tarihteki nakarata uyup
okuyacakmısın bana söyle bana lahit

yarê

yarê ez ez dizanim nuha tu lê duri
ezê xwa lê pêlen behraxinim
ezê xwa nav sinora u axın xinim
ezê xwa lê deşti nevalan xwinim
ezê xwa lê riyen bê dawi xwinim

yarê hembeza xwa veke
eze şeveke tari xwa nave deşti geliyen te xwinim
bı dıleki evindar ezi porete lê baye berbange ra berdêm
eze destın teyi nazık bıgrım u emê bere xwa bıdın roje

yare emı wek zorake ki şeş sali masum kefxwash bın
eme wek şervaneki bê hevi vın
eme wek fermandareki ku keda bist salan şunva kefxwasi ya serkeftine cava his dike emê hisbikın

yare heviyen xwa hinda neke
tu cıkas durbi se ezê xwa deştu geliyen te xwinim
u jıbo caven teye kur vek behran ezê hemi riyan vecevrinim nava dılete
yare heviyen xwa hinda neke eze bêm ruyen xwa veceyrina roje poren xwa
berda bayen berbange eze bım

eze bım yare wek straneke jı dılın degbeja ku derdikeve
eze bım yare wek newroze ke bê hevi
eze bêm yare wek ferat cava dı herike behre eji beherikım bêm dılete
yare zarokek cava erisi pesire dayeke xwa dike ezê eji erişi nava dılete bıkım
bendamın ezê bem cavayen xwa jı roje vernegerine

Ölüm, acılar ve umut

Güneş yeni doğmaya başlarken ape ahmet tütün tabakasını önüne koyup bir sigara sarıyordu. tuhaflıklar ve anlamsızlıklar onu kuşatmıştı yaşlı gözlerle boş boş etrafına bakınıyordu. Sanki yıllarca umutsuzluk içinde debinen ve çıkış yolu bulamayan biriydi. Güneş yavaş yavaş yükseliyordu. elindeki sopayla anlamsız şeyler çiziyordu toprağa sıkıntısı ve acıları ne yapsa onu yanlız bırakmıyordu. İçinde yüzlerce kale yapıp yıkıyordu. Ne aradığını ne yapacağını bilmiyordu. oğlu ve onun kötü haberi sanki bugünmüş gibi taze diri ve acı veriyordu yüreğindeki acı ve yüzünde belirsizlik ve çizgilerin acı dolu belirginliği boş boş bakmalar kuşatmıştı kendisi hayatın anlamını kaybetmişti yerde hızla çizgiler çiziyordu. bir güneşe baktı birde köye yeni yeni uyanan insanlara ve telaşla hayvanların peşinden koşan çobanlara hayatın kendisi bile anlamsız onun için dalıp gitti oğlunun ilk doğum haberi verildiği gun aklına geldi acımtrak bir tebesum belirdi yüzünde ve ilk baba olmanın heyecanı gecenin bir yarısı kapısını çaldığı nine yi getirmesi onu yağmurlu bir günde sırtına atması baharda en güzel çiğdemleri çıkarıp ona vermesi akşamdan başlayan masalları ona anlatması onun gecenin bir yarısı hastalandığında sbahın körüne kadar beklemesi öleceğinden ödünün kopması oğlunun haylaz gülüşü aklına geldi
ape ahmet eski günlere dalarken sanki bir umut belirdi yüzünde o hiç ölmemişti herşey bir karabasandı ve biraz sonra uyanacak gibi geldi ona acıyla kavruk bir tatlı tebessümle hayal etmeye devam etti. Sonra bir mayıs sabahında karşıki tepeden atın sırtında gelişi gözleri o tepeye doğru çevirdi içinden hafif bir onurla baktı. Akşam üzeri köye hayvanlar gelişi ve onun köyün karşısında tok sesiyle soylediği stran kulaklarında çınlıyordu. ape ahmet kendini hayallerin içinde kaybederken bir sesle kendine geldi sanki tatlı ve hiç bitmesini istemediği bir bir rüyadan uyanmıştı güneş yükselmişti. sonra onun gidip te hiç dönmediği yöne baktı gözyaşları bahar yağmuru gibi toprağa düşüyordu. yüzündeki çizgler acıların en büyüğüne tanıklık ediyordu. yani bir daha olmayacaktı hiç gelmeyecekti o tok sesiyle bavo demiyecekti sanki bir dağı onun üzerine yıkıyorlardı hiç bir şey onun için anlam vermiyordu gitmişti oğlu ve ölüm haberini aldığı gün kadar taze ve dipdiriydi acıları bir mezarı bile oğlunun başında dualar edeceği ve başının ucuna dur ağacı ekeceği bir mezarı bile yoktu kahrediyordu hayata ve kahrediyordu ölüme ve onu elinden alanlara kahrediyordu. içinden koşmak herşeyden el çekmek geliyordu. kendisi de ölmek istiyordu bu acılarla yaşamak çok kötüydü dayanacağı yoktu türlü düşünceler kafasında gelip gecerken küçük yusuf belirdi gözlerinde abisine ne kadar çok benziyordu gülüşü çatal ciwan bakışı acı ölüm gitmek ve ardında kalanlar türlü türlü yanıtsız sorular... düşünceye daldı oğlu gitmişti ve hiç bir zamanda gelmeyecekti yusuf' u yanına aldı delice sarıldı o gitmişti yusuf vardı onurlucu ölen oğlunun yerini tutan yusuf vardı acıları yenmeye karar verdi. Umut eken oğlunun ardından onun bir yusuf yetiştirecekti ve boyle ölümlere meydan okuyan bir yusufu vardı. onu yüreğine delice bastırıp derince kokladı onu yusufum umutlarım sende diyerek acılı yüzü tatlı bir umuda bıraktı ölüme alışılırmıydı zordu alışmak ama yeni bir umut ve yaşam adına yusuf adına alışmak zorundaydı...

Bekle beni

bekle beni geleceğim
sabaha yakın bir tanla geleceğim
umutları kendime sarıp gelecegim
hiç bir korku seni esir etmesin
gozlerin hiçbir boşlukta kayıp gitmesin
karanlıklar sarıp sarmalamasın yüreğini

bir newroz sabahı gibi geleceğim
yüreğindeki ateşi tekrar yakaraktan
bir mayıs serinliği gibi geleceğim
bahar rüzgarlarını saçlarına getireceğim

bir sabah guneşini alnıma takıp geleceğim
yüreğinin karanlıklarına ışık olmak için
bir melodi gibi akdeniz serinliği
bir tatlı bir süphan esintisi olarak geleceğim
zap gibi deli gibi koşacağım sana
bekle beni

bekle beni bir mayıs sabahı geleceğim
umutları yüreğime dolayarak sana koşacağım
sen kalk ateş közüne demli ve kaçak bir çay koy
yüreğin çay gibi fokur fokur kaynasın
bardakları hazırla sabah serinlğinde
tandır ekmeğinin kokusu yanına sokulacağım
bekle beni umutları diri tut
hiçbir karanlık esir etmesin seni
bekle beni sana geleceğim

Hayat kaçak buralarda

gecenin karanlığında kaçakçılar yürür hayat kacak umut kaçak yaşam kaçak
kaçaktadır bir sevgilinin göğsüne başını koymak
Nazlı kıyamadığı ve uğrana hasretler ve özlemler büyüttüğü sevgili içindir kaçak
sevgile vuslatın ismidir kaçak
bekleyen bir eşin kaygısıdır kaçak nazlı gülistan ve ferhat’ ın elindeki ekmek parçasıdır kaçak
eve getirilen zahirenin ismidir kaçak
hasta annenin romatizmasının ilacıdır kaçak
hayat kaçak sevgi sevgili kaçak buralarda

gece evlerde bir masaldır kaçak
bir dengbejin ağzındaki strandır kaçak
bir destandır söylenir dillerde kaçak
giden birinin arkasından söylenen ağıttır kaçak
bir annenin hüzne boğulan yüzünün çizgileridir kaçak
bir genç kızın başındaki siyah yazmadır kaçak
burda türküler kacak destanlar kacak masallar kaçak


gecenin yarısı öldüresi çekilen bir nefes tütündür kaçak
belirsizin ve kör kurşunların sesidir kaçak
patlayan mayınla kopan ayaktır kaçak
protez bacaktır kaçak
göğse yiyilen kurşundur kaçak
sahiplenmeyen ve böceklerin yediği mayın tarlarında çürüyen cesettir kaçak
acıyı yüreğine gömerek sevgilinin, babanın, evlat acısıyla yanan bir annenin sahip çıkmadığı cesettir kaçak
Sêwi kalan çocuklar ve huzne boğulan yaşamlardır kaçak
bir sesin boğulmasıdır kaçak
hayat burada kacak umutlar kacak özlemler kaçak

Suruc adım adım sana gelirken aramıza ayrılıkları bulaştıran kahrolası şartlara lanet ediyorum. Hayata sende göz açmıştım toprak damlı bir evde pira gulenin kicima şıblatmasiyla oksijenin çiğerlerime akın etmişti. Toprak damli ev de hersey toprak kadar comert ve hersey toprak kadar mutluydu. Evin büyük bahçesinde büyük dut ağacının gölgesinin altında niniller dinleyerek büyüdüm nar çiçeklerinin o güzel görüntüsüyle kimi zaman annemin sırtına bağlı bir şekilde çalışan vefekar annenin emeği ve onun sırtından çıkan terin benim küçük bedenimle buluşmasıydı yaşam. Uzun kış gecelerinde annemin dilinde bir ninniydi yaşam yada meta edule agzında bir çirok. Mevsimler kendini güverirken hayatta ömür beni idraklarin en güzeline sevk ediyordu. Sabah annemin deri yayığından çıkan sesle uyanmak ve nar kabuğu ile terbiyelenmiş yayıktan nar kokulu ayran içmek sabah fırına atılan isot agzımı yaksada damak ta ki tad hazla buluşuyordu. Yada annemin gittiği ve sırtına yukledigi bugday sapıyla eve gelirken yolunu gözlemek ve ona dogru koşmaktı annemin eteklerinden tutunarak sanki yaşamın kendine kıyasiya tutunmak gibi.. yaz gecelerinde dışarda köşk ün üzerinde yatmak ve su motorlarinin sesiyle bir melodi gibi olan sesinde geceye umutlar ekmekti. Günler geciyordu bu başdöndürücü hızla artık okul zamanıydı ve yaşam gunun bir yarısını okulda gecirtirken diğer yarısını da melle hesen in yanında kuran öğrenmeyi gösteriyordu. Sabahın serinliğinde uyanarak annemin koyunlardan ve keçilerden kendi alınterini kattığı yoğurdu suruç' un meydanında satmaktı sonrası melle hesen den kuran dersi almak ve yapılan yanlışlarda nar agacının dalından yapılma sopanın tadına varmaktı. yada haylaz cocuklar gibi fırsatını bulup kendini aligör yolundan üçpinarın pınarlarında yüzme öğrenmeye gitmekti baharın yağmurlu günlerinde hayvanları otlatmak ve gökkuşağının peşine takılmaktı yaşam. Pamuk ekim zamanı insanların tatlı telaşını görmek ve narin bir çocukla nasıl ilgileniliyorsa onla ilgilenmesini görmek ve yaşama emek katmanın ne kadar büyük bir erdem oldugunu idrak etmekti oyuna dalıp hayvanların girdiği buğday tarlasında kulak çekilerek cezaya uğmaktı pale zamanı sabahın köründe kalkıp giden annelerin ardında ağlayan gözleri çapaklı çocukların ağlaması sabahta yankılanıyordu pale büyük emek gerektiren bir uğraştı pale genc kızların stranlarıyla sıcağa meydan okuyan bir serinlik estiriyordu tarlalarda pamuk tarlalarında narin ellerin emektar ellerde yetişen bostanlarda karpuz, acur, biber domates çalmaktı bir motorun sesinde fışkıran suyu çatlamış dudaklara ve mideye dogru sanki iksirli bir ilac gibi içmekti yaşam. Köyde yatılan gecelerde sabahın köründe yayan yola çıkmak ve pamuk sulamacılarının sesinin sabaha hakim olmasıydı. Uzaktan gelen atarabanın arkasında yukselen toz bulutuyla sürücünün soylediği ezgi birbirine karışıyordu ay dilbere qe menale feqi ye teyran hedi kale... Ahmet bican da bir cuma namazıydı suructa yaşam Şeyh Muslime adaklar adayan genc kızların yaşamdan beklentisiydi suructa yaşam, pamuk toplayan genc kızların akşam yorgunluğuydu suructa yaşam, uzun kış gecelerinde toplanılan evde bir dengbejin agzından çıkan stranlardı yaşam ve gece yarılarına kadar oynanan oyunlar kum gustirk, fıkralar, geçmişten hikayelerdi yaşam, Vaisa köyünden getirilen nane maydanoz turp yeşil soğan ve bunlarla çiğkofte yapmaktı yaşam suructa. Yada boş arsanın içinde yaşama birliktelik katan iki gencin coşkusunu genc kızlar ve tum ahalinin keri boz ve govend oynayarak kutlamasıydı yaşam yada ölüp giden birinin ardından ağıtlar ve kadınların yuzune çöken karaların bağlandığı yaşam' ın acılarının ölümün soğuk yüzünün sindiği ağıtlardı kadınların dilinde ölüyü uğurlamaktı suruçta yaşam yada ezidi koylerinden olan insanlarla meleki tavus şakaları yapmaktı yaşam suruç ta yaşam bir masal gibiydi yıllar böyle geçtikçe sanki karabulutlar yavaş yavaş çörekleniyordu suruç' un başına önce su terk etti su terk edince umutlar da yanlız biraktı surucu ve yeşil olan topraklar kurağa döndü pamuk tarlalarından esen güzel rüzgar yerini kuru ruzgarlara toz bulutlu rüzgarlara bıraktı nar ağaçlarının boynu büküktü ve yavaş yavaş ölümü bekleyen yanlız bir hasta gibiydi nar ağaçları teker teker terk ettiler surucu üçpinar kurudu yüzmeyi ilk öğrendiğimdi yerdi orası ve suruc ovası çıplak bir kadın gibi kala kalmıştı yüzünde utançların enbüyüğü vardı ve yaşamlar teker teker surucu terk etmeye başladı...

bir yolculuktan

araba yavaş yavaş ilerken doganın muthis ahengi insanı alıp başka diyarlara götürüyordu. karacadağ dan inerken diyarbekir beni nazlı bir gelin gibi karşılıyordu. surlar bana tebesumkar ve masum ve utangaç bir kız edasıyla karşılıyordu. kentindan dar sokaklarında kürt çocuklarının haylaz bakışları ve hayatın tüm zorluklarına rağmen gözlerindeki ışıltı yaşama en onulmaz ve en zor koşullarda umut huzmeleri firlatıyordu kocaman yurekleri ve seslerindeki guzelik insana büyük bir güven veriyordu diyarbakır çocuklarının umutlarını yuregime sindirerek silvan duzunde ilerliyordum insanlar yaşam telaşında herseye ragmen yaşam devam ediyordu uzaktan malabadi bana gel seni nazlı dicleden ben gecireyim diclenin kutsal topraklara umut taşıyan akışı yaşamı dicle ile özdeşletiriyordu malabadiden sonrası veysel karani türbesi insanlar umut dilerken duanin gücü kendini iliklerime kadar hissetiriyordu. sonrası başlayan daglar her tarafından sular akan dağlar ve nehrin coşkun akışıyla sevgiliye kavuşmak coşkusu gibiydi kendini dicleye katmak gibi tıpkı bir mem' in zine kavusma istenci siyabendin delice xece kavuşma istenci gibi...
dagların her kosesinden akan sular ve selaler guzeligi adeta en iyi ben tanımlarım diye bağırıyordu. Yolun kenarında buyuk bir kayayı delerek akan pınar, pınardan su içerken sanki kutsal bir ağırlığı olan bir iksirin tum vucuda aktığını hissediyordum suyun ortasında namaz kılan ihtiyar bir insanın tanrıyla butunleşmesi mekana buyuk bir kutsiyet katıyordu.yolun ilerisinde ayrılan bahcesaray yolu 6 ay boyunca dunyayla kopuk yanlız terkedilmis bahcesaray yolu bana el sallıyordu sanki çığlığı kulaklarımda yankılanıyordu yanlızlık terkedilmişlik bir istiraptir yanlızlığımı paylaşın diye... bitlis nehrin etrafına kumelenmiş derin engebeli bir iki dağ sırtına kurulmuştu insanlar ve dağ ayrılmaz iki dost yıllarca her zulum kan talan olunca insanları bağrına basan dağlar kente kucağını açmıştı ilerde medresede yukselen sesler tarihsel bir eğitimin mekanıydı buyuk bir insan atölyesiydi sanki bitliste halil ustada büryan yiyiyoruz ve çobanların daglarda kaval çalışları sanki büryana sinmişti bitlis çarşısından yükselen kürtçe melodi acı çekmiş bir yuregin derinden ağıdı gibiydi yürek huzunle doluyordu ama yine huzunler ölümler umuda gebedir düşüncesi... bitlisten sonrası tatvan ve nemrut süphan karşılar seni siyabendin deliliği ve çılgınlığı ve xece nin direnişi ve siyabende kucak acan sipan magrur ve onurlu duruşuyla karşılıyordu beni van golu mavinin en guzel tanuyla göz kırpıyordu bana şal şepik giyen bir ihtiyarın yeri titreten yurusu yaşama her zaman umut katmak gerektigini hatırlatıyordu. daglarda enbai çiçekler daganin çilginligini ve guzeligini müjdeliyordu van golu ve daglar arasında giderken gevaş karşılıyordu beni gevaşın dağlarında acan asminler şilanlar bir kürt kızının güzeliginde el sallıyordu bana sonrası van tuşpa tarihin kentine giriyordum aksam ustu solugu gölün kennarında alırken guneşin gölün içine saklanışını izliyordum muthiş ışık huzmelerinin golde biraktıgı göruntu enfesligi tuhaf ve buyuk bir heyecan uyandırıyordu guneş batarsa elbet dogacaktır ve dogan guneşi beklemek gerekir çünkü güneş umuttur güneş yaşamdır...

Bir urfa gununden notlar

Sabahın tan kızılığında urfaya doğru giriyorum. kentin sabahında yaşam telaşında insanlar ve kürtçe, Arapça ve Türkçe birbirine karışan belli belirsiz insan sesleri... karşıda urfa kalesinin mancıkları boynu bukuk bir şekilde lanetli ve vebalı bir mahluklar gibi duruyordu. Anzılha gölu sabah mahmurluğunda esen bir mayıs rüzgarıyla mistik mekanın guzelimsi kokusunu insanların dunyasına katmak için çabalıyordu. Şehrin cigercisinden yukselen dumanlar ve kazancı bedih in hos ve guzel sesi karışıyordu sabaha Eyup peygamber in çığlığı geliyordu kulaklarıma ve sabır erdem düşünceleri beni alıyordu eyüp peygambere doğru tüm ciğerlerimle koşmak için kendimi zor tutuyordum. birden kentin diğer tarafından yöresel kıyafetlerini giymişbir arap kadının acı kokan yuzunden yaşamın huznu ile karşılaşıyordum. bir akşam yemeğini kentin kaldırımına koyan bir cigercinin guzel bir ahenk uyumu olan sofrasında ciger yerken balıklı göl bizi çagırıyordu.insanların kutsal mekanda tanrıya yakarışı ve dua ile kimbilir Tanrıdan neler istiyorlardı gecenin bir yarısı balıklı golde ben lambalar ve o mistik mekan yanlızdık sanki her taşta ibrahim peygamber vardı insan ruhunun derinliklerinde anlamlandıralamayacak yada olceklendirilmeyecek bir heyecan kasirgasi ışıkların gole biraktığı düşüm sanki yıllar oncesine götüryordı beni mistik bir duyuşun ağırlığında ruh kendini sanki beden kafesinden kurtarmış ve ibrahim peygamberle butunleşmek ve onun direngen ve israrlı durusuna katılmak için tarihin yapraklarını geri cevirmek adına deviniyordu gecenin bir yarısı ben balıklı göl lambalar ve ibrahim peygamberin ağırlığı ruhu doyumun en üst seviyesine çıkarıyordu yürekteki heyecanı paylaşmak adına bir yurek arıyordum. Burdan ne insanlar ne yaşamlar gecmişti ve su an hepsi olum denen olguyla karşılaşmıştı beynimde türlü soru beni alıp götüyordu. İlerde taş lahit bir duvara sırtımı verip oturdum ve gokyuzune bakarak ey hayat senki bize verilmiş bir zaman aralığısın ve bu aralağı neyle doldurmak yada seni nasıl tüketmek bak işte ibrahim peygamber putları kırarken biz neden hala kendimizin yaşamında yeni putlar oluşturuyoruz neden putlarımızı biz kıramıyoruz. bir tedirginlik aldı beni sanki bir ses çağırıyordu beni içimde tuhaf bir korku ama yinede kendimi sanki buyuk ordularla korunan bir kalede gibi hisediyordum ve korku yavaş yavaş yerini buyuk huzura bırakıyordu bana yavaş yavaş yaklaşan sesin yaşamın nasıl yaşanacagını bağırıyordu ve yaşam erdemdir ve erdem isyanda gizlidir yuregim gogus kafesimi catlatacak gibiydi nabiz anlamlandırılmayacak kadar hızlanmıştı sanki yıllarca aradıgım ve bir türlü tanımlamadıgım kutsal bir gizemin sırrını çözüyordum beynimin kıvrımında düşünceler akıyordu. Yaşamak bir duruş ve bu duruş sevgi denen kutsal guçle bir araya geldiginde demiri çelikleştiren bir irade yaratıyordu ve içimden bağırmak geliyordu hey benim beynimi hapseden dusunce putları ibrahim peygamberden aldığım musanin asasında mucizelesen ve sevgi ve eyup un sabrıyla yogrulan dusunceler vardı bende yurek sevgi sagırtıyordu yaşam seni ruhla buluşturacagım diye nara atmak geliyordu içimde....
 

neden Guneş ve Işık

Güneş yeryüzünün yaşam kaynağı ışık ise kendinden koparıp insanlara yolladığı bir nimet düşünün güneş ve ışık olmadan karanlıklar yaşamın kendisini ortadan kaldıracaktır. ışık güneşten yansır ve yeryüzene güneşin hayat dolu yüzünü taşır. Düşünün güneş olmadan bir yeryüzü tasavvur edebiliyormusunuz. Güneş bir yaşam kaynağı ışık bir taşıma ve karanlıklara bir karşı kusursuz bir karşıduruştur. yaşam bir düşünce ve duygu ve ruhun debelenmesinden çıkan ömür diye bir zaman yumagının tuketimidir ve tüketim üç eksenin etrafında döner bu üçlü çelişki arasında yaşama güneşler ve ışıklar onu onulmaz bir mukkemeliyete sokmak için güneşe ve ışığa vardır.

Bu güneş yaşamın anlamını kavratan yeni bir düşünüşün ve yeni bir paradigmanın eseri olan bir yaşam eylemseliginin derin ve izler bırakan yonleriyle buluşturandır. Yaşam guneşe koşmaktır onun sıcaklığını yurek sıcaklığıyla buluşturup hayatın sevgi emek erdem eksenin güneşin ısıtışıyla buluştırmaktır
 
TIREJ U ROJ
 
Ana Sayfaya Geri Don